Edebiyat
Edebiyat Nedir

Sözlükte Edebiyatın Tanımı

1. Okuyanlara estetik (sanatsal) bir doyum sağlamak amacıyla yazılmış, ya da böyle bir amacı olmasa bile biçimsel ve içeriksel özellikleriyle bu düzeye ulaşabilen bütün yazılı eserlere edebiyat denir. Edebiyat bir anlatım biçimidir. Düşünce ve duyguları güzel ve etkili bir biçimde anlatma sanatı olarak da tanımlanabilir. Herhangi bir metnin edebiyat eseri sayılabilmesi için sanatsal değerler taşıması gerekir.
2. TDK da ise sanatça, yani insanda estetik duyguyu heyecana getirecek değerde meydana getirilmiş şiir, sahne eseri, hikaye, roman, söylev gibi nazım veya nesir halindeki eserlerin hepsi. Bu eserlerin yer aldığı sanat kolu. Bu sanatı ve bu eserleri inceliyen bilim olarak tanımlanmaktadır. Literatür.

Edebiyat Nedir

Edebiyat, Alm. Literatur (f), Fr.Littérature (f), İng. Literature. Düşünce, duygu ve hayallerin sözlü veya yazılı olarak güzel ve tesirli biçimde anlatılması sanatı. Okuyana estetik bir tat vermek amacıyla yazılmış olan ya da böyle bir amacı olmasa bile, biçimsel özellikleriyle bu düzeye ulaşabilen bütün yazılı yapıtlar. Bu anlamıyla edebiyat görece yeni bir terimdir.

Batı'da 18. yüzyılda yaygınlaşmıştır. Geçmişte şiir, destan, tiyatro gibi türler genel olarak edebiyat başlığı altında değil, ayrı ayrı ele alınırdı. Türkiye'de de edebiyat terimi bugünkü anlamına ancak 19. yüzyılın sonlarında kavuşmuştur. Divan edebiyatında şiir ve düzyazı (inşa), amaçlan ve kuralları farklı olan iki ayn sanat dalı olarak görülürdü.

Edebiyatın Kapsamı

Edebiyat bir anlatım biçimidir. Düşünce ve duygulan güzel ve etkili bir biçimde anlatma sanatı olarak da tanımlanır. İnsan yaşantılarını anlatan her metin edebiyat yapıtı değildir. Konu tartışmalı olmakla birlikte, asıl amacı estetik tat vermek değil, bilgi vermek ya da inandırmak olan yapıtlar (teknik ve bilimsel kitaplar, gazete yazılan, reklam metinleri, propaganda yazıları vb) genellikle edebiyatın kapsamı dışında bırakılır. Bir metnin edebiyat yapıtı, sayılması için sanat değeri taşıması gerekir! Ama bu değeri tanımlamak kolay değildir. Edebi değeri olan bilimsel metinlere rastlanabildiği gibi, sanat katına yüksele-meyen şiirler de vardır. Bunlara şiir değil, manzume denir.

Edebiyatın tanımı ve kapsamıyla ilgili tartışmalar, estetik kuramının alanına girer. İlk sistemli estetik felsefesinin kurucusu olan Kant'a göre, bir metnin sanat sayılabilmesi için "çıkar gözetmemesi", başka bir deyişle kendi dışında hiçbir amaç taşımaması gerekir. Bütün sanatlar gibi edebiyat da bu bakımdan oyuna benzetilebilir. Oyunun kendi dışında hiçbir amacı yoktur, yalnız zevk almak için oynanır ve biter. Bu yaklaşım, edebiyatı öteki insan eylemlerinden ayıran çok önemli bir noktayı vurgulamakla birlikte, iki yönden eleştiriye açıktır. Birincisi, fazlaca "hazcı" bir yaklaşımdır; edebiyat yapıtlannın içerdiği "doğruluk" boyutunu, aydınlanma yanını ihmal etmektedir. İkincisi, yeterince tarihsel değildir; geçmişte edebiyat dışı sayılan bazı metinlerin zamanla edebiyat kapsamı içine alındığını, bazılarınınsa edebi değer ve işlevini yitirdiğini göz önünde tutmamaktadır. Oysa bütün insan ürünleri gibi sanat da ölümlüdür.

Edebi türlerin en "edebi", en katışıksız, en yoğun olanı lirik şiirdir. Estetik haz vermenin ötesinde hiçbir amaç taşımaz. Ama bu estetik hazzın içinde derin, karmaşık ve dile getirilmesi güç bir insani gerçeklikle karşılaşmanın verdiği heyecan da vardır.

Yoğunluk ve katışıksızlık açısından lirik şiiri destan, eleji, ağıt, mesnevi, dramatik şiir ve felsefi şiir gibi manzum türler izler. Bunlar genellikle firik şiirden daha uzun ve daha gevşek dokuludur. Roman, 18. yüzyılda gelişen ve 19. yüzyılda öne çıkan bir türdür. Kaynaklan açısından en zengin edebi biçim olduğu söylenebilir. Destan, masal, ortaçağ romansları, deneme ve felsefi metin gibi daha eski biçimlerin hepsi romanı beslemiştir. Ama günümüzde satışa çıkan romanlann büyük bölümü edebiyat yapıtı sayılmaz; estetik zevk vermek için değil, oyalamak ve eğlendirmek için yazılmışlardır. Seyahatname, gezi notları, anı, otobiyografi, günlük ve mektup gibi kişisel metinler, genellikle edebiyat ile belgeseli ayıran çizginin iki yanında yer alır. Üsluplarının yetkinliği ve içeriklerinin zenginliğiyle büyük edebiyat yapıtı katma yükselenler olduğu gibi, "gazete yazısı" ve "anı defteri" düzeyinde kalanlan da vardır. Birçok kişisel metin, edebi değerinden çok, yazan konusunda özel bilgiler vermesi yüzünden ilgi çeker. Öte yandan, kolay kolay hiçbir türe sokulamayan ve üslup kaygısı gözetilmeden yazıldığı halde okurlara estetik bir doyum sağlayan metinler de vardır; 20. yüzyıl edebiyatında dışavurumculuk, dadacılık ve gerçeküstücülük gibi akımlann ürünleri genellikle bu türdendir.

Edebiyat Akımları

 Anakreontizm
 Anlatımcılık (Ekspresyonizm)
 Dadaizm (Dada Hareketi)
 Dandizm
 Doğaüstü
 Edebiyat-ı Cedide
 Egzistansiyalizm
 Entimist (İçtenci)
 Estetizm
 Fütürizm (Gelecekçilik)
 İmajizm
 Empresyonizm (İzlenimcilik )
 Klasisizm (edebiyat)
 Kübizm
 Lirizm
 Milli Edebiyat Akımı
 Natüralizm
 Neo-Klasikçilik
 Neo-Realizm
 Parnasizm
 Parnasse Okulu
 Popülizm
 Postmodernizm ve Roman
 Realizm (Gerçekçilik)
 Romantizm
 Romantizm ve Gerçekçilik
 Simgecilik (Sembolizm)
 Sürrealizm (Gerçeküstücülük)
 Verismo

Edebiyat Türleri

a) Nazım Türleri

 1- Şiir
 2- Destan
 3- Ağıt
 4- Mesnevi
 5- Eleji

b) Nesir Türleri

 1- Roman
 2- Öykü
 3- Masal
 4- Tiyatro
 5- Deneme
 6- Makale
 7- Biyografi
 8- Otobiyografi
 9- Eleştiri
 10- Anı
 11- Gezi yazısı
 12- Mizah
 13- Edebi destan

Edebi Eser Nedir

Edebi Eser : Duygu, düşünce ve hayallerimizi sözle veya yazıyla etkili bir biçimde dile getiren esere edebi eser denir. Kısaca yaşanan, görülen, duyulan, bir olayın ya da bir duygu veya düşüncenin estetik ölçüler içinde anlatıldığı eserlere, edebi eser denir.

Edebi Eserlerin Özellikleri

a-) Edebi eserin dili, dilin günlük kullanımından farklı olarak, okuyucuda güzel duygular uyandıracak şekilde olmalıdır.
b-) Edebi eserde, ele alınıp işlenen belli bir konu ve bu konunun işlenmesinde belli bir amaç olmalıdır.
c-) Duygu, düşünce ve hayaller mutlaka belli bir tür ve şekil kullanılarak ifade edilmelidir.
ç-) Yazılan eserler, insanda hoşa gidecek hisler uyandırmalıdır.
d-) Edebi eserlerde, her zaman estetik değer aranmalıdır.

Edebi Eserlerin Yararları Nelerdir

* İnsanların duygu, düşünce ve hayal dünyasını geliştirir, zenginleştirir.
* İnsanlar arasında dostluğun kurulmasını sağlar. Çevremizdeki güzellikleri bize gösterir.
* Kişinin hissettiği ancak tanımlayamadığı duyguları tanımlar.
* Bir edebî eseri okuyan kişi psikolojik yönden rahatlar, o eserin kahramanıyla empati kurar, onunla bütünleşir.
* Edebî eserler yazıldıkları çağın dil, kültür ve sanat anlayışını yansıtır.

Örneğin: Tanzimat Edebiyatı şair ve yazarlarından Namık Kemal'in eserlerinde o devrin sanat anlayışını, aile, gelenek, görenek ve evlenme gibi konularını görebiliriz.

Edebi Sanatlar

1 - İNTAK (KONUŞTURMA) SANATI

- Cansız varlıkları ve insan dışındaki canlıları insan konuşturmaya intak denir.
- Mor menekşe:’’Bana dokunma;’’diye bağırdı.
- Minik kuş:’’Anne beni rüyalar ülkesine götür.’’diye yalvarıyordu.
- Not: İntak sanatının olduğu her yerde doğal olarak teşhis sanatı vardır.

2 - TEZAT SANATI

- Aralarındaki bir ilgiden dolayı aynı konu ile ilgili karşıt kavramların ya da özelliklerin bir arada kullanılmasıdır.
Ağlarım hatıra geldikçe gülüşlerimiz.
.
Neden böyle düşman görünürsünüz.
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar.
Bende gördüm güneşin doğarken battığını

3 - MÜBALAĞA (ABARTMA) SANATI

- Bir varlığın, olayın ya da durumun olduğundan büyük ya da küçük gösterilmesine mübalağa denir.
Âlem sele gitti gözlerimin yaşından.
.
Aramazdık gece mehtabı yüzün parlarken
Bir uzak yıldıza benzedi güneş sen varken.

4 - HÜSN-İ TALİL SANATI

- Bir olgunun gerçek nedeni bilindiği halde onu başka bir nedenden oluyormuş gibi gösterme sanatıdır. Gerçek sebep inkâr edilerek yerine heyecan verecek bir neden gösterilir. Gösterilen neden güzel olmalıdır.
Ateşten kızaran bir gül ararda
Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi
Biz mutlu olalım diye her şey yeşile boyanmış

5 - TEVRİYE SANATI

- Nükte yapmak için iki anlamı bulunan bir sözcüğün uzak anlamını kastederek kullanma sanatıdır.
Bir buse mi bir gül mü dedi gönlüm
Bir nim tebessümle o afet gülüverdi.
Bize Tahir Efendi kelp demiş
İltifatı bu sözde zahirdir
Maliki mezhebim benim zira
İtikadımca kelp Tahir’dir (Kelp; köpek demektir. Tahir; temiz demektir.
Maliki mezhebine göre köpek temiz varlıktır.)

6 - TECAHÜL-İ ARİF SANATI

- Bir nükte yapmak için bildiği bir şeyi bilmezlikten gelmeye tecahül-i arif denir
.
Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz?
Geç fark ettim taşın sert olduğunu
Su insanı boğar, ateş yakarmış.

7 - TELMİH SANATI

- Bir mısrada veya cümlede geçmişte yaşanmış olan, herkesçe bilinen bir olayı veya şahsı hatırlatmaya telmih denir. …
Tur Dağı’nda Musa ile çağırayım Mevla’m seni

8 - KİNAYE SANATI

- Bir kelimeyi veya sözcük grubunu hem gerçek hem de mecaz anlama gelecek şekilde kullanmaya kinaye denir. Kinaye de mecaz anlam kastedilir
.
Düşenin elinden tutmak gerekir Ali gözü açık bir çocuktur

9 - TARİZ (İRONİ) SANATI

- Birini küçük düşürmek ve onunla alay etmek amacıyla sözün ya da kavramın gerçek ve mecaz anlamı dışında büsbütün tersini kastetmektedir.
Düşük alan bir öğrenciye:’’Allah nazardan korusun, bu ne büyük başarı.’’demek gibi.

10 - TENASÜP SANATI

- Anlam bakımından aralarında ilgi bulunan iki veya daha fazla kelimenin bir arada (beyit-mısra- dörtlük) kullanılmasına denir.
Nedir bu zulüm, bu haksızlık, bu işkence.

11 - LEFF-Ü NEŞİR (TOPLAYIP DAĞITMA) SANATI

- Birinci mısrada toplanan en az iki kavramın ikinci mısrada bir benzerinin söylenmesine denir.
Gönlümde ateştin, gözümde yaştın
Ne diye tutuştun, ne diye taştın.

12 - CİNAS SANATI

- Mısra sonlarında sesteş sözcüklerle yapılan uyaklara cinas sanatı denir.
Kalem böyle çalınmış yazıma
Ne kışım benzer kışıma
Ne yazım benzer yazıma

Kısmetindir gezdiren yer yer seni
Arşa çıksan da bu akıbet yer yer seni.

13 - SECİ SANATI

- Düz yazıda, kelimelerin kafiyeli olacak şekilde sıralanmasına denir
Sarı saçlı sevgilim seni saat sekizde saray sinemasında bekliyorum.

14 - ALİTERASYON SANATI

Mısra veya beyitte ahenk oluşturacak şekilde aynı sesin veya hecenin tekrarlanmasına denir.

15 - AKROSTİŞ SANATI

Mısraların baş harflerinin birleşmesi sonucu anlamlı bir kelime veya isim çıkacak şekilde şiir yazmaktır.
Nasıl ağlar hazan erince yapraklar
İntizar ile bî-mecal sararıp düşerken
Hayalî kaplar ufku geçen yazın
Artık sade hatırası kalacaktır
Leylâklarda müteessir solan

16 - İRSAL-İ MESEL

( Örnek, misal getirme)
Yazılı ve sözlü anlatımda bilhassa şiirde ifade edilen düşünceyi ispat etmek, pekiştirmek ya da daha etkili kılmak maksadıyla meşhur bir sözü ya da vecizeyi söyleme, kullanma sanatıdır. Bu sanat özellikle muhatabı ikna etmek maksadıyla yapılır ve kullanılan atasözü ve vecizeler Türkçenin yanı sıra Farsça veya Arapça da olabilir.
Kirpikleri uzundur yârin hayale sığmaz
Meşhur bir meseldir “Mızrak çuvala sığmaz”
Hevâî
Mesel: Örnek, benzer, numune; anlamlı ve dokunaklı etkili söz; ahlâka yararlı hikâye
darb-ı mesel: Atasözü
Sevgilini kirpikleri öyle uzundur ki hayale bile sığmaz, hayal dahi edilemez. Meşhur bir atasözü dür; Mızrak çuvala sığmaz.

17 - TEŞBİH (BENZETME)

- Anlama güç katmak için, aralarında gerçek ya da mecaz, çeşitli yönlerden ilgi, benzerlik bulunan en az iki varlıktan zayıf olanı nitelik bakımından güçlü olana benzetme sanatıdır.
Şair, kendisini etkileyen bir olay veya varlık karşısında heyecanlanır, bu heyecanını daha kuvvetli ve tesirli anlatabilmek için, o ruh hâlini okuyucuda daha iyi canlandırabilecek benzetmeler yapma yoluna gider ve bunun sonucunda da teşbih sanatı meydana gelmiş olur.

Teşbih sanatında en az iki, en fazla dört öğe bulunur. Öğeleri şunlardır :
1- Benzeyen (müşebbeh, teşbih edilen, benzetilen) : Birbirine benzetilen şeylerden nitelik bakımından güçsüz olanıdır.
2- Kendisine Benzetilen : Birbirlerine benzetilen şeylerden nitelik bakımından daha üstün ve güçlü olanıdır.
3- Benzetme Yönü : benzeyen ve kendisine benzetilen arasındaki ortak noktadır. Zaten benzetme bu ortak noktayı belirtmek için yapılır. (Ancak bu ortak nokta her zaman vurgulanarak zikredilmeyebilir.)
4- Benzetme Edatı : Benzeyen ve kendisine benzetilen arasında benzetme ilgisi kuran kelime veya ektir. Teşbihte genellikle şu kelime ya da ekler benzetme edatı olarak kullanılır :
Âdeta, andırır, benzer, bigi, çü, çün, gibi, gûnâ, gûne, gûyâ, gûyiyâ, kimi, mânend, meğerki misal, misillü, misl, nitekü, nitekim sanki sıfat (gül- sıfat), tek, tıpkı, -asa, -vâr, -veş vb.
Aşağıdaki örnekte benzetme ögelerini topluca görebilmekteyiz.

Örnekler:
Durmuş zaman gibiydi geçmeyen zaman.
Yahya Kemal
1- Benzeyen (benzetilen) : zaman
2- Kendisine benzetilen: durmuş saat
3- Benzetme yönü ( : durup geçmemek, ilerlememek, durmuş
4- Benzetme edatı: gibiydi

Ali aslan gibi cesurdur.
1- Benzeyen-benzetilen: Ali
2- Kendisine benzetilen: aslan
3- Benzetme yönü: cesaret
4- Benzetme edatı: gibi

18 - İSTİARE (İĞRETİLEME)

- Teşbihin ana öğelerinden sadece kendisine benzeyen ya da kendisine benzetilenle yapılan teşbihe istiare denir. Kendisine benzetilenle yapılana "açık istiare" kendisine benzeyenle yapılana "kapalı istiare" denir.

Açık İstiare Kapalı İstiare
Benzeyen-Yok Benzeyen-Var
Benzetilen-Var Benzetilen-Yok

- Bir ihlal uğruna Rab ne güneşler batırıyor.
K.Benzetilen
- Uludağ etekleri al ipekten bu akşam.
- Karadutum, çatal karam, çingenem
- Nar tanem, nur tanem, bir tanem
- Varsın rüzgâr bahçelerde gezsin
- Ay zeytin ağaçlarından yere damlıyordu.

19 - TEŞHİS (KİŞİLEŞTİRME) SANATI

- Cansız varlıklarla ve insan dışındaki canlılara insan özellikleri vermeye teşhis sanatı denir.
Onun ölümüne gökyüzü ağladı.
İçmiş gibi geceyi bir yudumda,
Göğün mağrur bakışlı bulutları.
Ay suda bestelerken en güzel şarkısını
Küreklerim de suya en derin şiiri yazdı.




..:: Online Uyeler ::..

Bi soru sor